Silivri
Silivri
Silivri, antik dönemde Selymbria veya Selybria adıyla bilinmekteydi. Şehir, doğal limanı ve önemli ticaret yolları üzerindeki konumuyla stratejik bir öneme sahipti. Körfezin doğusunda, 56 metre yüksekliğinde dik bir tepe üzerine kurulmuş olan Silivri, geleneksel olarak bir Megara kolonisi olarak kabul edilse de arkeolojik buluntular, bölgede daha önce bir Trak yerleşiminin bulunduğunu göstermektedir. Strabon’a göre kentin adı, efsanevi kurucu Selus ile Trak dilinde “bria” (şehir) kelimesinin birleşiminden türemiştir; ancak bu ifade klasik anlamda “polis” (şehir) anlamı taşımamaktadır. Kent, ünlü hekim Herodikos’un doğum yeri olup M.Ö. 351’de Atina ile müttefik durumdaydı. M.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısına kadar özerkliğini koruyan Selymbria, zamanla güçlenen Bizantion ve Perinthos’un hâkimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde önemini yitirmiş ve köy statüsüne gerilemiştir.
- 9.yüzyıl başlarında İmparator Arcadius, eşi Aelia Eudoksia’nın onuruna kentin adını Eudoxiopolis olarak değiştirse de bu isim kalıcı olmamıştır. MS 805’te Bulgar Hanı Krum tarafından yağmalanan kent, 9. yüzyılın sonlarında Bizans İmparatoru III. Mihail tarafından Sarazen ve Rus akınlarına karşı korumak amacıyla kaleyle tahkim edilmiştir; günümüzde bu kalenin kalıntıları görülebilmektedir. 1204’teki Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Silivri, Latin İmparatorluğu, Bulgarlar ve Latinler arasında el değiştirmiş, nihayet 1247’de İznik İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş ve 1261’de Bizans’ın yeniden kurulmasıyla tekrar Bizans hâkimiyetine katılmıştır.
1346’da Osmanlılar, Bizans taht mücadelesinde VI. İoannis Kantakuzenos’u destekleyerek Selymbria’ya girmişlerdir. Aynı yıl Sultan Orhan Gazi, VI. İoannis’in kızı Theodora ile burada evlenmiştir. 1399’da Osmanlılar kenti ele geçirerek Konstantinopolis’i karadan kuşatmış, ancak 1402 Ankara Savaşı’ndaki yenilginin ardından 1403’te Silivri tekrar Bizans’a bırakılmıştır. Kent, Osmanlı saldırılarına maruz kalmış olsa da kalıcı olarak alınmamıştır. 1453’te İstanbul’un Fethi sırasında Silivri, Epibatos ile birlikte Osmanlı ordusuna direnmiş, ancak şehrin düşmesinin ardından teslim olmuştur. Osmanlı döneminde gayrimüslimler sur içinde, Türkler ise kıyıda surların dışında yaşamış; Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler bağcılık, şarap ve ipek üretimiyle, Türkler ise balıkçılık ve yoğurt üretimiyle geçimlerini sağlamışlardır. Şehir, Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlı döneminde de sayfiye merkezi olma özelliğini sürdürmüştür.
1562’de Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Silivri’nin batısında 33 kemerli Uzunköprü’yü inşa etmiştir. Köprü günümüzde hâlâ kullanılmakta olup bir kemeri çökmüş durumdadır. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Silivri, çeşitli işgallere maruz kalmıştır. 5 Şubat–3 Mart 1878 arasında Ruslar, 16 Kasım 1912–30 Mayıs 1913 arasında ise Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. 1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine göre Silivri kazasının nüfusu 16.470 olup, bunun 10.302’si Rum, 3.759’u Müslüman, 1.427’si Yahudi, 781’i Ermeni, 103’ü Bulgar ve 98’i Çingene olarak kaydedilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi nüfusun önemli bir kısmı ABD, Fransa, Filistin ve Güney Amerika’ya göç etmiş, özellikle New York ve Seattle’da yoğunlaşmıştır.
Sevr Antlaşması uyarınca Silivri, 20 Temmuz 1920’de Yunanistan’a bağlanmış, ancak Mudanya Mütarekesi sonrası 1922’de İtalyanlar tarafından devralınmış ve 1 Kasım 1922’de Türk ordusu tarafından tekrar alınmıştır. 1923–1926 yılları arasında Çatalca iline bağlı olan Silivri, 1926’da İstanbul vilayetine bağlanmış, daha sonra Çorlu’ya bağlı Gümüşyaka (Eski Ereğli) köyünün katılmasıyla günümüzdeki sınırlarına ulaşmıştır. Silivri’nin tarihi, antik dönemden Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine kadar stratejik konumu, ekonomik ve kültürel önemiyle şekillenmiş ve günümüzde hem tarihî hem de turistik açıdan değerli bir ilçe olarak varlığını sürdürmüştür.

